Skip to main content

PATOLOJİ

Bazı vakalarda koroner arter girişleri daralır ve sekonder miyokard iskemisi oluşur.

Sifilitik aort anevrizmasınınolası 5 klinik tablosu şun­lardır:

1-   Akciğer ve hava yollarına bası sonucu, solunum zorlu­ğu

2-   Özefagusa bası sonucu yutma güçlüğü

3-   Rekürren laringeal sinire bası sonucu persistan kuru öksürük

4-   Kemiklere (özellikle kosta ve vetebral cisimlere) bası ve erozyon sonucu ağrı

5-   Kardiyak hastalık. Hastaların çoğu aort yetersizliği son­rası gelişen kalp yetmezliği ile ölür.

 

Nörosifiliz, tersiyer sifiliz olgularının yaklaşık % 1O’unda izlenir. Üç farklı tabloda izlenebilir:

a-   Kronik meningovasküler hastalık

b-   Tabes dorsalis

c-   Generalize beyin parankim hasarı (genel parezi)

Meningovasküler nörosifiliz; morfolojik özellikleri non­spesifiktir, meningslerde kalınlaşma ve lenfoplazmasiter mononükleer infiltrasyon içerir.

Meningslerde plazma hücresinden zengin bir infiltrasyon sifilizi akla getirmelidir.

Temel patoloji meningeal damarlarda obliteratif endar­terit ile seyreden ve proliferatif değişiklik sonucu alttaki beyin parankiminde iskemik hasar gelişimi ile giden bir kronik menejit tablosudur.

Meningovasküler lezyonlar subaraknoid kısımlarda ver­tebra spinalis’in dorsal sinir köklerini etkileyebilir, bu du­rumda spinal kord’un posterior kolumlarını ve buralarda­ki assenden duyu liflerini etkilerler.

Sonuçta duyu ve yürüme anormallikleri, eklem pozisyon hissinde kayıp, lokomotor ataksia, ağrı hissinde kayıp ve bunun neden olduğu deri ve eklem hasarları (Charcot ek­lemi) gelişir; bu tablo “tabes dorsalis” olarak adlandırılır.

Paretik nörosifilizde, meningovasküler nörosifilize beyin parankimi tutulumunun eşlik etmesi söz konusudur ve spiroketlerin direkt beyin dokusuna invazyonuyla gelişir; karakteristik seyir beyinde kortikal atrofi, nöronal kayıp ve mikroglia proferasyonlarıdır (rod hücreleri).

Bunların sonucu mental ve fiziksel fonksiyonlarda progre­sif kayıp ve delüsyonlar gelişir, son aşamada ise ağır de­mans tablosu oturur.

Benign tersiyer sifiliz, en az görülen formdur. Vücutta çeşitli bölgelerde gomların gelişimi ile karakterizedir. Bu lezyonlar muhtemelen gecikmiş aşırı duyarlılık reaksiyonu ile ilişkilidir.

Gomlar her organı etkileyebilirse de en sık kemik, deri ve mukozal alanlarda (en sık ağız içi ve üst solunum yolu müköz membranlarında) bulunurlar ve beyaz-gri renkte kitleler olarak izlenirler.

Kemik tutulumu karakteristik olarak lokal ağrı, hassasi­yet, şişlik ve bazen patolojik kırıklara yol açar.

Deride ve mukozalarda bazen malignitelere benzeyen ül­seratif, büyük nodüler lezyonlar oluşur.

Gom’lar nonenfeksiyözdür ve nadiren spiroketler içerir­ler.

 

Konjenital sifiliz

T.pallidum enfekte anneden fetusa, plasenta yoluyla ge­beliğin her döneminde geçebilir. Özellikle annede primer ve sekonder dönemde sifiliz mevcutsa geçiş ihtimali çok yüksektir.

Eğer anne 5 yıldan uzun bir süredir sifiliz hastası ise kon­jenital sifiliz gelişimi çok nadirdir.

Gebelik, genellikle annenin aktif sifiliz tablosuna ait semptom ve bulgularda anlamlı bir gerilemeye neden olur. Bu nedenle sifiliz yönünde bulgu taşısın ya da taşı­masın tüm gebelerde serolojik testlerle sifiliz taraması yapmak şarttır.

Fetusta lezyonların oluşması ancak gebeliğin 4. ayından sonra başlar bu da fetal hasar için immunolojik bir yanı­tın gelişimine olan ihtiyaç duyduğunu düşündürür.

Tedavisiz vakalarda, gebeliğin 4. ayından sonra çocukla­rın %40 ında in utero ölüm saptanır.

 

Konjenital sifilizin bulguları üç genel tabloda ortaya çıkar. Bunlar;

a-   Ölü doğum

b-   İnfantil sifiliz

c-   Geç konjenital sifilizdir.

 

Ölü doğum olgularında en sık izlenen bulgular: Hepato­megali, kemik anormallikleri, pankreatik fibrozis ve pnö­monidir.

Büyümüş karaciğer ekstramedüller hematopoez odakları ve portal alanlarda mononükleer iltihabı hücre infiltrasyo­nu içerir.

Pankreatit sık izlenir ve şiddetli olabilir. Kemik değişiklik­leri sıklıkla uzun kemiklerde, osteokondral bileşkelerde inflamasyon ve yıkılma ile karakterizedir.

Yassı kemiklerde sıklıkla kafatası kemiklerinde, rezorpsi­yon ve fibrozis izlenir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir