Skip to main content

PATOLOJİ

Klinik, anevrizmanın bulunduğu yere bağlıdır. Anev­rizmal kesenin ya da trombüsün basısı ile iliyak, renal veya mezenterik arterlerde oklüzyon gelişebilir. Trom­büs embolize olabilir ya da anevrizmanın en tipik bulgu­su olan batında pulsatil bir kitle halinde büyüyebilir.

Nadiren direkt bası ile vertebra cisimleri erode edebilir. Benzer şekilde barsak duvarı, trakea veya özefagusu ba­sı ile erode edebilir.

Anevrizmaların rüptüre olmaları en korkulan tablodur ve sıklıkla anevrizmanın boyutu ile ilişkilidir. 4-5 cm altın­daki anevrizmalar nadiren rüptüre olur.

Bununla beraber, renal arterlerin seviyesi altındaki anev­rizmalar saptandıklarında, protez konularak cerrahi ola­rak çıkarılırlar (bütün anevrizmalarda ilk tedavi seçeneği cerrahidir), operasyon mortalitesi %5, rüptürü takiben mortalite en iyi olasılıkla %50’dir.

Abdominal aort anevrizmaları için en iyi tanı yöntemi anjiyografidir ama asla uygulanmaz, invazif bir işlem ol­duğundan patlatabilir; günümüzde tanı için en çok ter­cih edilen tomografidir. Ultrason ve dopler tanıya yar­dımcıdır yeni kaynaklarda tomografinin yerini almakta­dıriar.Abdominal aort anevrizmalarının en sık izlenen kompli­kasyonu rüptürdür.

Mikotik abdominal anevrizma, aterosklerotik abdominal aort anevrizmasının enfekte olması ile oluşur, özellikle etken salmoneıla gastroenteritidir.

Sifilitik aortit ve anevrizma: Günümüzde sifilizin daha erken ve başarılı tedavisi sonucu tersiyer evre sifiliz iz­lenmemektedir. Ancak bilinmesi gereken tersiyer sifiliz en sık kardiyovasküler (%85) ve sinir sistemini (% 15) tu­tar.

Sifilizin tipik lezyonu obliteratif (damar duvarını besle­yen damarın tıkanması ile sonuçlanan iltihabı) ve karak­teristik olarak vücutta herhangi bir bölgeyi tutabilirse de, klinik açıdan anlamlı olan proksimal aortanın vaza vazorumunu etkilemesidir.

Zamanla proksimal aortada gelişen fibrozis, elastikiyetin kaybolmasına ve rölatif bir darlığa neden olur. Buna bağlı olarak çıkan aortada anevrizmal genişleme ve aort kökünü genişletip aort valvülünde dilatasyana neden olur.

Zamanla çıkan aortun yapısını bozar atheroslderoza ve buradan çıkan damarların (özellikle koronerlerin) ağızla­rında daralmaya neden olur. Normal bireylerde aterosk­leroz ile son derece nadir tutulan, çıkan aorta; sifiliz ol­gularında ağır olarak etkilenebilir ve büyük kalsifiye ate­rom plakları gelişir ve tırtıklı bir görünüm oluşur ki buna “ağaç kabuğu görünümü” adı verir.

Çıkan aortadaki dilatasyon zamanla aort valvül halkası­nın genişlemesine neden olur ki bunun sonucu da aort yetmezliğidir. Kalbi en fazla büyüten tablo olan aort yetmezliği, sol ventrikülde hipertrofi ve ardından dilatas­yana ve kalpte ileri derecede büyümeye (1000 gr civa­rındadır) neden olur ve “cor bovinum” adını alır.

 

Sifilitik aort anevrizmasının olası 5 klinik tablosu şunladır;

a-   Akciğer ve hava yollarına bası sonucu, solunum zorluğu,

b-   Özefagusa bası sonucu, yutma güçlüğü,

c-   Rekürren laringeal sinire bası sonucu persistan kuru öksürük, ses kısıklığı,

d-   Kemiklere (özellikle kosta ve vetebral cisimlere) bası ve erozyon sonucu ağrı,

e-   Kardiyak hastalık: Hastaların çoğu aort yetmezliği sonrası gelişen kalp yetersizliği ile ölürler. Çıkan aort-taki aterom plaklarının koroner arter girişlerini tıkama-sı son­rası miyokard enfarktüsü gelişme olasılığının yükseldiği hatırlanmaııdır.

Aort Disseksiyonu (Dissekan aort anevrizması) Ka­nın aort duvarında, kanallar açarak ilerlemesiyle karak­terize, kötü prognozlu bir hastalıktır. Sonuçta bu kanal­lar rüptüre olur ve masif retroperitoneal hematom geli­şimi izlenir.

Aort disseksiyonu, aortta belirgin dilatasyon gelişimi ile beraber değildir. Gerçek bir anevrizma değildir.

İki ayrı yaş grubunda ve ayrı klinik tablolarda karşımıza çıkar:

a-   40-60 yaşlar arasında erkeklerde (bu olguların hemen hepsi hipertansiyon hastasıdır)

b-   Anormal konnektif doku hastalığı bulunanlarda (Mar­fan sendromu ve Ehler Danlos sendromu) genç yaşlar­da.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir