Skip to main content

Viroloji-Mikoloji-Parazitoloji

GENEL BİLGİLER

           Virüslerin, bağımsız üreme yetenekleri, çekirdekleri, ribozom mitokondri ve lizozomlar gibi organelleri yoktur.

           Işık mikroskobunda görülmezler.

          Virüsler, koruyucu bir protein örtü ile sarılmış, sadece DNA veya RNA içeren bir özden oluşmuş taneciklerdir.

          Virüslerin şeklini virusun protein örtüsündeki kapsid (yinelenen alt birimlerin) diziliş biçimi belirler.

Sadece virüsler tek iplikli DNA yada tek veya çift iplikli RNA’dan oluşan genetik materyele sahiptir.

Diploid olan retrovirüsler dışında diğer RNA virüsleri haploiddir. (tek kopya)

Nükleik asit kapsomer adlı alt birimlerden oluşmuş kapsid denen bir protein örtü ile sarılıdır.

          Zarf, virüse özgün protein ile konak hücre zarından türemiş lipidden oluşan bir lipoprotein membrandır.

         Zarf üzerinde konak hücre reseptörlerine bağlanmayı sağlayan dikensi çıkıntılar şeklinde glikoproteinlere sık rastlanır.

         Zarflı virüsler, ısı, deterjanlar ve alkol ile eter gibi lipid çözücülere, zarfsız virüslere göre çok daha duyarlıdır. Zarflı virüsler hücreye füzyonla girer.

REPLİKASYON

Virüsler kapsidler aracılığıyla hücre yüzeyindeki spesifik reseptör proteinlerine zayıf kovalan olmayan bağlarla tutunur.

Tutulan virüs endositoz yoluyla hücre içine alınır. (Viropeksis)

         RNA virüsleri sitoplazmada replike olur. DNA virüsleri çekirdekte ürer (istisna Pox virüsleri)   Replikasyon kabaca 3 evrede incelenir:             I. Evre: Tutunma, penetrasyon ve örtünün atılması             II. Evre: Gen ekspresyonu ve genom replikasyonu             III. Evre: Derlenme ve salınma   I. Evre

Virüs bağlanması özgündür.

          Polio virüs sadece insan ve diğer primat hücrelerine girebilirken, kuduz virüsü bütün memeli hücrelerine girebilir. Özgün yüzey reseptörlerine bağlanma:

HSV Tip I: Fibroblast büyüme faktör reseptörüne

Kuduz virüsü : Asetilkolin reseptörüne

 HIV : T helper CD4 proteinine bağlanır

Virus Reseptor
Adenovirus Coxsackievirus and adenovirus receptor (CAR)
CD46
Integrins αVβ3, αVβ5
Coronavirus Carcinoembryonic antigen glycoprotein family
Aminopeptidase N
Angiotensin-converting enzyme 2
9-O-acetylated sialic acid–containing oligosaccharides
Coxsackievirus Decay-accelerating factor (CD55)
Integrin αVβ3
Coxsackievirus and adenovirus receptor (CAR)
Cytomegalovirus Heparan sulfate
Epidermal growth factor receptor
Echovirus Integrin α2β1
Decay-accelerating factor (CD55)
Epstein-Barr virus Complement receptor 2 (CD21)
Herpes simplex virus Heparan sulfate, Fibroblast growth faktör
Herpesvirus entry mediator (HVEM/HveA)
Nectin 1 (PRR1/HveC)
Nectin 2 (PRR2/HveB)
Human immuno-deficiency virus CD4
Chemokine receptor CXCR4
Chemokine receptor CCR5
Human T cell leukemia virus Glucose transporter GLUT-1
Influenza virus Sialic acid–containing oligosaccharides
Lassa fever virus α-Dystroglycan
Lymphocytic choriomeningitis virus α-Dystroglycan
Measles virus CD46
Signaling lymphocyte-activation molecule (SLAM)
Parvovirus (human) Erythrocyte P antigen (globoside)
Parvovirus (canine and feline) Transferrin receptor
Poliovirus Poliovirus receptor (PVR)
Rabies virus Acetylcholine receptor
Neural cell adhesion molecule
Nerve growth factor receptor
Gangliosides
Reovirus Sialic acid–containing oligosaccharides
Junctional adhesion molecule 1 (JAM1)
Rhinovirus Intercellular adhesion molecule 1 (ICAM-1)
Rotavirus Sialic acid–containing oligosaccharides
Vesicular stomatitis virus Phosphatidylserine

II. evre

Viral gen ekspresyonunda ilk basamak mRNA sentezidir.

         DNA virüsleri mRNA’larını üretmek için DNA’ya bağımlı RNA polimerazı (konağın) kullanabilir. Bunun istisnası Pox virüsleridir. DNA virüsü olmasına kaşın RNA polimeraza ihtiyaç duymaz.          Parvovirüsler hariç (Tek iplikli DNA) bütün DNA viruslarının genomları çift iplikli DNA’dan oluşur.

Biri hariç RNA virüsleri sitoplazmada replikasyona uğrar. Bu da influenza virüsüdür.

RNA virüsleri direkt m-RNA gibi ribozomda protein sentezi yaptırabilirler.

          DNA virüsler önce konağa m-RNA yaptırırlar. Sentezlenmiş viral mRNA konak ribozomlarında viral proteinleri üretir.   III. Evre             viral nükleik asit ve kapsid proteinleri virüsü oluşturmak için birleşir.             Virüs tanecikleri hücreden 2 yolla salınır:             1. Hücre zarının yırtılması (genellikle zarfsız virüsler)             2. Hücre zarının tomurcuklanmasıyla (zarflı virüsler)            Sinsitya olusumu: Bazı virüsler hücreler arası sitoplazmik köprüler (sinsitya) oluşturarak hücre dışına çıkmadan bir hücreden diğerine geçebilir. Sinsitya oluşumu sırasında konak savunma sisteminden kaçarlar ve çok çekirdekli dev hücre oluştururlar. Bu virusler:   1. Paramiksovirüsler

  • Kızamık
  • Kabakulak
  • Parainfluenza
  • RSV

2. Herpes virüs grubunda yer alan

  • Herpes simpleks
  • Varisella zoster
  • Sitomegalovirüs

3. HIV

    NOT:
  • Çekirdekte replike olan RNA virusleri İnfluenza, Retrovirus (HIV) ve HDV’dir.
  • RNA virusları içinde sadece Reovirus (rotavirus) çift ipliklidir vr çift kapside sahiptir.
  • DNA virusları içinde sadece Parvovirus tek ipliklidir.
  • Viruslar ve bakteriler haploiddir. Diploid olan tek virus Retrovirus (HIV)’dir.
  • DNA virusları segmenter yapı ve helikal simetri göstermez.
  • Segmenter yapı gösteren RNA virusleri:
    1. Bunyavirus
    2. Ortomiksovirus (İnfluenza)
    3. Reovirus (Rotavirus)
    4. Arenovirus

 

VİRÜSE KARŞI KONAK SAVUNMASI

Viruslara karşı konak savunması 2 gruba ayrılır:          

Bakteriyoloji

GENEL BAKTERİYOLOJİ

            Bakteriler prokaryotik hücrelerdir

Gram (+) bakterilerde hücre duvarı içermeyen formlara protoplast, gram (-) bakterilerde ise sferoplast denir. Vejetatif form ise aktif olarak çoğalan bakteriye verilen isimdir.

Bakterilerde çevre şartlarına en dirençli form spor, en dayanıksız form ise vejetatif form’dur.

Fagosite edilen bakterilerin öldürülmesinde kullanılan enzimler:

            1- Süperoksit radikalleri

            2- Hidrojen peroksit

            3- Lizozomal enzimler

            4- Miyeloperoksidazlar

            5- Hidroksil radikalleri

prokaryotik

 

NÜKLEUS

            Bakterilerde bir tek kromozomdan ibaret bir nükleus vardır.

Bakterilerdeki kromozomun yapısı esas olarak çift iplikçikli çembersel DNA molekülünden ibarettir. Sadece sipiroket grubunda yer alan Borrelia’nın (B.burgdorferi-Lyme hastalığı ve B. Hermsii) genomu ve plazmidi lineer (doğrusaldır). Ökaryotik kromozom ise lineerdir.

Ökaryotik kromozomdan farklı olarak bakteri kromozomunda intron ve histon bulunmaz.

Bakteri nükleusunda kromozomun etrafında bir nükleoplazma ve bunu çevreleyen bir nükleus zarı da yoktur.

Bakterilerde kromozom bir ucu ile hücre zarında bir noktaya bağlı bulunmaktadır (Mezozom).

Bazı bakterilerde küçük bir DNA molekülü ekstrakromozomal olarak bulunur. Bunlara plazmid adı verilir.

            Plazmidler genellikle antibiyotik direnci ile bağlantılı genleri (R faktörlerini) taşırlar.

SİTOPLAZMA

Sitoplazmada ökaryotik hücrelerde rastlanan endoplazmik retikulum, golgi kompleksi ve mitokondri bulunmaz.

Bakteri sitoplazmalarında görülen başlıca granüller:

Glikojen granüller

Lipid granüller

            Babes Ernest granülleri (Difteri- polimetafosfattan oluşan metakromatik cisimler)

Elementer kükürt granülleri

Sitoplazma içerisinde submikroskopik partiküllerden en önemlisi ribozomlardır.

Hücre RNA’sının yaklaşık %80’i ribozomlarda bulunur.

Prokaryot ribozomları 50s ve 30s ribozomal subünitten oluşmuş 70s ribozomlardır.  Ökaryotta 80S (60S+40S) ribozom bulunmasına rağmen ökaryotun mitokondriumunda 70S ribozom bulunur.

 

HÜCRE ZARI

Bakterilerin ana enerji sistemi olan elektron transport sistemi hücre membranındadır.

         Hücre zarı belli noktalarda bakteri hücresinin içerisine doğru katlantılar ile uzanarak mezozom adı verilen yapıları oluşturur. Mezozom septal ya da lateral olabilir. Septal mezozom hücrenin bölünme yeri ve kromozom replikasyon bölgesidir. Lateral mezozom ise sporun geliştiği bölge ve plazmidin replikasyon bölgesidir.

Ökaryotik hücre zarı sterol (kolesterol) içerirken prokaryotik hücre zarında (mycoplazma hariç) sterol bulunmaz.

Hücre membranının osmotik basınç ayarlanmasında önemli rolü vardır.

Hücre membranının hidroliz yapan enzimleri (beta-laktamaz gibi) periplazmik aralıkta bulunur. Periplazmik aralık sedece Gram (-) bakterilerde bulunur.

            Kemotaksis ve diğer duyusal olaylar için gerekli reseptörleri bulundururlar.

 

 

 

HÜCRE DUVARI

Hücre duvarı mikoplazmalar dışında tüm prokaryotlarda bulunur.

            Hücre duvarının kalınlığı Gram (-)’lerde daha incedir.

Hücre duvarının hem Gram (-) ve hem de Gram (+)’lerde sağlamlık ve direnci veren peptidoglikan (mürein) tabakası bulunur.

            Peptidoglikan polimerleri 4 aminoasitten, benzer halkalarla N-asetil glikozamin ve N-asetil müramik asitten oluşurlar.

Bakterilerin peptidoglikan tetrapeptidi yapısında:

            L- Alanin (Çoğunlukla ilk aminoasit)

D- Glutamat

D- Alanin

L- Lizin veya diaminopimelik asit yer alır.

Gram (+) bakterilerde peptidoglikan tabakası daha kalındır ve serolojik yöntemlerle reaksiyon verebilen teikoik asit içerir.

Gram (+) bakterilerin yüzey antijenitesini sağlayan teikoik asit’tir.

            Gram (-)’lerde hücre duvarını dış membran denilen karmaşık bir membran çevirir.

            Dış membran Gram (-) bakterilerde peptidoglikan tabakasından daha kalındır, lipoprotein ve lipopolisakkarit yapısındadır

            Lipopolisakkarit katmanı toksiktir ve bakterilerin endotoksinini oluşturur.

Lipopolisakkarit kısım hapten niteliğinde O antijenlerini de içerir. O antijenine IgM tipi antikor gelişir.

            Gram (-)’lerdeki lipoprotein katman ile peptidoglikan arasında periplazmik aralık bulunur.

TIP FİZYOLOJİ DERS NOTU

VÜCUT SIVILARI VE İYONLAR

İnsan vücudunun % 60 ı sudan oluşmaktadır. Bunun %40’ı intraselüler, %20 ekstraselüler sıvıdır. Ekstraselüler sıvının %5’i plazma, %15’i ise interstisyel (hücreler arası) sıvıdan oluşmaktadır.

İntraselüler sıvı (%40) En çok bulunan iyonlar:       Potasyum [En fazla bulunan iyon (katyon)]       Magnezyum (En fazla bulunan ikinci katyon) Protein (En fazla bulunan negatif yüklü organik madde) Organik fosfor (En fazla bulunan anyon) Kalsiyum (En az bulunan iyon)

Ekstraselüler sıvı (%20): Sodyum (en fazla bulunan katyon) Bikarbonat Klor (en fazla bulunan anyon)

fizyoloji1

MOL – OSMOL – OSMOLARİTE – EQUİVALAN KAVRAMLARI

MOL:

Avagadro sayısı kadar atoma 1 mol denmektedir. 1 mol H = 1 gram H 1 mol C = 12 gram C 1 mol NaCl = 58 gram NaCl 1 mol glukoz (C6H12O6)= 180 gram MOLAR: 1 mol atomun, 1 llitre sudaki çözeltisi ne ise 1 molar (mol / litre) denir. 58 gram NaCl ün bir litredeki çözeltisi 1 molardır. (1 M NaCl)

OSMOLARİTE: ( Su tutma Gücü )

1 litre solusyondaki çözünmüş partiküllerin miktarıdır (osmol / Lt) (mOsmol = 1 / 1000 osmol) 1 molar Glukoz = 1 osmol Glukoz 1 molar NaCl = 2 osmol NaCl Plazma osmolaritesi hesaplanırken plazmadaki tüm partiküller hesaplanır.

Plazma osmolaritesi

(mOsmol / Lt ) = 2* Na+ Glc / 18 + BUN / 2.8 ( Formülde sodyumun 2 ile çarpılma sebebi plazmadaki anyonları da formüle dahil etmektir.) Plazma osmolaritesi 280 mosmol/Lt dir.

NOT:

Organizmada bulunan tüm sıvıların ozmolaritesi eşit yani izoozmotiktir. %0.9 NaCl izotonik çözeltidir. Yani 280 mosmol/Lt dir.

OSMOLALİTE:

1 kilogram solusyondaki çözünmüş partiküllerin miktarıdır. (osmol / kg)

EQUİVALENT:

1 lt solusyondaki iyonize olan moleküllerin toplam yük (şarj) sayısıdır . (Eq / Lt)

HÜCRE ZARININ FİZYOLOJİK ÖZELLİKLERİ VE HÜCRE ZARINDAN MADDE TRANSPORTU

HÜCRE ZARI (PLAZMALEMMA)

Hücreyi sınırlayan yarı sıvı-mozaik modelinde bir yapıdır. Membranda esas olarak fosfolipidler ve kolesterol bulunmaktadır. En çok bulunun fosfolipid, fosfatidilkolin (Lesitin) dir. Ayrıca membranda proteinler bulunur. Membranın içine gömülmüş proteinlere intrensek (integral), sadece bir yüzünde bulunanlara ise extrensek ( periferal) proteinler adı verilir. Fosfolipid moleküllerin hidrofob (yüksüz) uçları birbirine, hidrofil (yüklü) yüzleri hücre iç ve dış yüzüne bakacak biçimde düzenlenmiştir. Biyokimyasal markeri Na-K ATPazdır.

NOT:

Zar akışkanlığını etkileyen faktörler:

Yağ asidi zincir uzunluğu ile ters orantılıdır.

Kolesterol miktarı ile ters orantılıdır.

Yağ asidi doymamışlık derecesi ile doğru orantılıdır

Sıcaklık ile doğru orantılıdır.

NOT:

Hücre zarında iki tip lipid hiçbir zaman bulunmaz;

Trigliseridler (yağ asitlerinin depo şekli)

Kolesterol esterleri (kolesterolün depo şekli)

NOT:

Membranlardan en iyi geçen sudur. Membranlardan geçiş hızı en yüksek molekül su iken, geçiş hızı en düşük müieküller Na’, K+, Cl gibi iyonlardır.   mebran meb

MEMBRANDA TRANSPORT

BASİT DİFÜZYON

Diffüzyon moleküllerin membran lipidleri arasında geçmesidir. Proteinden ve enerjiden bağımsızdır. Sadece gradiente bağlı olarak geçiş olmaktadır. Difüzyon hızı aşağıdaki formülle ifade edilebilir:

C= Membranın iki tarafı arasındaki konsatrasyon farkı. Konsantrasyon ne kadar büyükse hız o kadar artar.

A= Membranın yüzey alanı. Membran alanı büyüdükçe hız artar. (Örneğin; egzersiz pulmoner kapilleri açmakta, bu nedenle difüzyon sahası artmaktadır.

SOL= Molekülün membranda çözünürlüğü. Çözünürlüğü yüksek moleküller daha hızlı difüzyona uğrar. Örneğin; Karbondioksit, oksijenden daha hızlı difuze olur. Lipofilik (hidrofobik) maddeler membranda daha kolay çözüldükleri için daha hızlı geçiş gösterirler. Gliserol, üre, yağ asitleri, NO, CO, CO2, O2 gibi küçük ve lipofilik maddeler membranları difüzyonla geçer.

SANTRAL SİNİR SİSTEMİ VE FARMAKOLOJİSİ

 

MEMBRAN POTANSİYELİ

Organizmada bulunan herhangi bir hücrenin stoplazmasına ve hücre dışına elektrodlar konup voltmetreye bağlanırsa voltmetre  -70 mV değerini gösterir. Bu değere İstirahat membran potansiyeli adı verilir.. Bu yükten (-70 mV ) sorumlu iki mekanizma vardır. Birincisi proteinlerin membranı geçemediği için oluşturduğu negatif yük, ikincisi ise  üç sodyumu hücre dışına atan, iki potasyumu hücre içine alan Na-K ATPaz pompasıdır. Böylece hücre fazladan bir artı yük kaybetmiş olur. Sonuçta hücre içi, hücre dışına göre daha negatiftir.

            İstirahat membran potansiyelinin oluşmasındaki en önemli etken iyonların hücre dışı ve içinde farklı miktarda bulunmaları ve bu nedenle gradient farkı oluşturmalarıdır. Hücre membranı en çok potasyumu sızdırdığı için istirahat membran potansiyeli oluşumunda en önemli iyon potasyumdur.

Diğer iyonların intra – ekstra sellüler miktarları stabil (kararlı) durumda olduğu için, bu iyonlar istirahat membran potansiyelini daha az etkiler.

 sinir sistemi

SİNİR HÜCRESİ ve AKSİYON POTANSİYELİ

          Aksiyon potansiyeli, uyarılabilen hücrelerin eşik potansiyelini aşarak pozitif değere gelip çok kısa bir süre içinde tekrar negatif değere dönmesidir

 sinir sistemi1sinir sistemi2

DEPOLARİZASYON

Nöron membranında bulunan voltaj bağımlı sodyum kanalları voltaja duyarlıdır. Bu kanallar hücre istirahat (-70 mV) halindeyken kapalıdır. Nörona elektrik verilip nöron eşik (-55 mV) değere getirilirse voltaj bağımlı sodyum kanalları açılır ve nörona sodyum girerek depolarizasyon oluşur.

İstirahat membran potansiyeli eşik değere ne kadar yakınsa nöron o kadar kolay uyarılabilir. Eğer nöronun istirahat membran potansiyeli eşik değeri geçiyorsa (örnek; -40 mV gibi) bu durumda nöron kısmi depolarize olduğundan uyarılması yine zordur.

               Sonuç olarak voltaj bağımlı sodyum kanallarının açılmaya en duyarlı olduğu dönem istirahat membran potansiyeli ile eşik değer arasıdır. (-55 ~ -70 mV)

NOT:

            TTXve STX (Tetradotoksin ve saksitoksin) voltaj bağımlı sodyum kanalını bloke ederek depolarizasyonu önler.

 

NOT:

             Kalsiyum ve magnezyum iyonlarının fazlalığı uyarılmayı güçleştirmektedir.

            Hiperkalsemi ve hipermagnezemide, kalsiyum ve magnezyum iyonları artı yüklü oldukları için negatif yüklü membran proteinlerine bağlanırlar. Voltaj bağımlı sodyum kanallarıda protein oldukları için aynı bağlanmadan etkilenirler. Kalsiyum ve magnezyum voltaj bağımlı sodyum kanallarının dış yüzüne bağlanınca, sodyumda artı yüklü olduğu için, kalsiyum ve magnezyum, sodyum iyonunu iter. Sodyum girişi zorlaşacağı için,  uyarılma zorlaşır.

             Hipokalsemi ve hipomagnezemide ise sodyum girişi kolaylaşacağıiçin uyarılma kolaylaşır. Bu nedenle hipokalsemide karpopedal spazm (Ebe eli), tetani, konvülziyon oluşabilir.

REPOLARİZASYON

            Depolarizasyon oluştuğunda bir taraftan voltaj bağımlı Potasyum açılır. Böylelikle hücre dışına K+ akışı olur. Hücre tekrar istirahat membran potansiyeline geri döner. Bazı durumlarda potasyumun hücre dışına akışı abartılabilir ve böylelikle depolarizasyon sonrası hiperpolarizasyon oluşabilir.

NOT:

           TEA (Tetraetil amonyum) voltaj bağımlı potasyum kanalını bloke ederek repolarizasyonu önler.

REFRAKTER PERİOD

Aksiyon potansiyeli (depolarizasyon ve repolarizasyon) yaklaşık olarak nöronda 1 msn kadar sürer. Bu süre boyunca nöronun stimulusla uyarılması mümkün değildir. Bu periyoda absolu refraktar periyod denir.

Aksiyon potansiyelini takip eden kısa bir süre rölatif refraktar periyod adını alır. Bu periyodda daha şiddetli bir stimulus, küçük ampitütte yeni bir aksiyon potansiyeli oluşturabilir.

 

YA HEP YA HİÇ İLKESİ

Farmakoloji Giriş – Otonom Sinir Sistemi

GENEL FARMAKOLOJİ                                                              

Farmakoloji üç ana dala ayrılır;

1. Farmakodinami

2. Farmakokinetik

3. Toksikoloji

 

FARMAKOKİNETİK

İlacın canlı geçirdiği aşamaları inceler. (Vücud ilaca ne yapar)

İlacın canlı sistemdeki hareketi 4 şekildedir;

1. Absorbsiyon (emilim)

2. Distribüsyon (dağılım)

3. Metabolizma (biotransformasyon)

4. Eliminasyon (itrah)

Farmakodinami, ilacın vucuda ne yaptığını inceler.

                   FAZ I: Kısıtlı sayıda normal gönüllülerde ve spesifik bazı popülasyonlarda (renal veya karaciğer yetmezliği olanlar vb.); güvenirlik, metabolizma ve ilaç etkileşimleri açısından değerlendirme yapılır.

                    FAZ II:Seçilmiş kısıtlı sayıda hastalarda terapötik efikasi, doz aralığı ve kinetik açısından değerlendirme yapılır.

                    FAZ III: Seçilmiş geniş hasta grubunda güvenirlik ve efikasi açısından değerlendirme yapılır. Bu fazda diğer ilaçlarla ve plasebo karşılaştırma yapılır. Bu aşamadan sonra ilaç hakkında ruhsat için başvurulur.

                   FAZ IV: Bu aşama ilaç piyasaya çıktıktan sonradır (post- marketing). İlaç tedavisi alan hastalarda yan etkileri ve ilaca ait ilave endikasyonları belirlemek için yapılır.

FARMAKODİNAMİ

İlaç kendi reseptörüyle birleşince yanıt oluşturuyorsa buna agonist ilaç denir.

İlaç reseptörüyle birleştiğinde yanıt oluşmuyorsa buna antagonist ilaç denir.

AGONİST

Sumasyon (Aditif Etkileşme)

                   Benzer etkiyi oluşturan ilaçlar, birlikte verildiklerinde oluşturdukları kombine etki, bunların tek başlarına verildikleri zaman yaptıkları bireysel etkilerin cebirsel toplamına eşit ise; bu etkileşim aditiftir.

Sinerjizm

                 İki ilaç bir arada verildiğinde oluşturdukları kombine etkinin miktarı, bireysel olarak oluşturdukları etkilerin toplamından fazladır. Fakat burada her iki ilaçta etkilidir. Örneğin alkol ve karbon tetraklorür; her ikiside hepatotoksiktir, ancak birlikte verildiklerinde oluşturdukları etki aritmetik toplamdan çok daha fazladır.

Potansiyalizasyon

               İki ilaç bir arada verildiğinde oluşturdukları kombine etkinin miktarı, bireysel olarak oluşturdukları etkilerin toplamından fazladır. Fakat burada bir ilaç aslında diğeri olmadan etkisizdir. Bu olaya örnek, kokainin (tek başına etkisizdir) katekolaminlerin etkisini potansiyalize etmesidir.

Etkileşim Tipi Matematiksel Model
Aditif 1 + 1 = 2
Sinerjizm 1 + 1 = 3
Potansiyalizasyon 1 + 0 = 2

PARSİYEL AGONİST

Kendi başına verildiğinde reseptörleri zayıf bir şekilde uyaran, kendinden daha güçlü bir agonist varlığında antagonist gibi davranan maddelerdir (Pindolol).

                 Agonist antagonistler (parsiyel agonist), tek başına verildiğinde agonistin etkisine benzer etki gösterirken agonistle birlikte verildiğinde agonistin etkisini antagonize eder.

Parsiyel agonistlere örnekler:

Beta blokerlerden pindolol, asebutolol ve alprenolol

Alfa blokerlerden ergotamin ve dihidro ergotamin

Saralazin

Nalorfin

Tamoksifen

ANTAGONİZMA

                    Antagonizma bir ilacın(antagonist), diğer bir ilaç veya vücutta normalde bulunan endojen aktif bir maddenin (agonist) etkisini önlemesi, azaltması veya ortadan kaldırmasıdır.

3 tür antagonizma vardır:

1-  Kimyasal Antagonizma:

                    Agonist, antagonist ilaçlar kimyasal etkileşime girer.

Örnekler:

Desterroksamin……………….Demir
heparin………………………….. Protamin sülfat
dimerkaprol……………………. civa, altın, bizmut, arsenik
pralidoksim……………………..organik fosfat
digoksin…………………………. digibind (digoksine spesifik antikor)

2 – Fizyolojik (Bağımsız) Antagonizma

                  Bir ilacın etkisinin ayrı bir reseptör veya mekanizma aracılığı ile aksi yönde etki yapan diğer bir ilaç tarafından azaltılması veya ortadan kaldırılmasıdır.

Bu tür antagonizmada antagonistlerin her biri tek başına verildiklerinde agonisttirler ama birbirine ters yönde etki oluşur.

Örnekler:

İnsülin……………………………. glukagon

barbitüratlar……………………. kafein

Asetilkolin……………………… Adrenalin
3 – Farmakolojik Antagonizma

Aynı reseptörle birleşebilen iki ilaç arasındaki antagonizma şeklidir.

a-Kompetitif (reverzibl) antagonizma:

                   Agonist ve antagonist ilaçlar aynı reseptör için yarış halindedir.

                  Antagonizmanın derecesi ortamda bulunan antagonist konsantrasyonuna bağlıdır. Bu sebeple bu antagonizma “yenilebilir antagonizma”dır.

Örnekler:

asetilkolin……………………….. atropin
histamin…………………………. antihistaminik ilaçlar
testosteron……………………… siproteron
estrojen………………………….. klomifen

b-Nonkompetetif(irreverzibl)antagonizma:

                   Antagonist moleküller reseptörlere kovalent bağlarla irreversible bağlanırlar.

Örnekler:

Adrenalin-noradrenalin: fenoksibenzamin
Losartan: AT1 reseptörleri

NOT:

            Kompetitif antagonistlerin etkileri agonist konsantrasyonu artırılarak ortadan kaldırılabilir.

           Non kompetitif antagonistlerin etkileri agonist miktarı artırılarak ortadan kaldırılamaz.

FARMAKOKİNETİK

Vücuda giren ilacın uğradığı değişiklikleri inceler.

Vücuda giren ilacın geçirdiği basamaklar; (ADME)

1. Absorbsiyon (emilim)

2. Distribüsyon (Dağılım)

3. Metabolizma (Biotransformasyon)

4. Eliminasyon (itrah)

ABSORBSİYON

1. Pasif diffüzyon

2. Aktif transport

3. Kolaylaştırılmış diffüzyon

4. Pinositoz

5. Reseptör aracılı endositoz

İlaç molekülleri membranları en sık pasif difüzyon yoluyla geçer.

 

Absorbsiyon hızını etkileyen faktörler;

1-İlacın fiziksel ve kimyasal özellikleri    

R-NH2 + H+ à RNH3+   (bazın iyonizasyonu)

R-COOHàRCOO + H+ (asidin iyonizasyonu)   

                   Asidik ortamda asid ilaçlar non-iyonize formda bulunurken, bazik ortamda bazik ilaçlar non-iyonize formda bulunurlar. Bu nedenle asid ortamda asidik, baz ortamda bazik ilaçlar daha kolay emilime uğrar.

2-İlacın veriliş şekli

3-İlacın uygulandığı yerdeki konsantrasyonu

4-İlacın farmakolojik özelliği

5-İlacın verildiği yerdeki kan akımı hızı

6-Absorbsiyon yüzeyinin genişliği ve geçirgenliği (En geçirgen deri bölgesi genitaldir)

VİTAMİNLER

                                           Suda Çözünen Vitaminler:

9 tanedir. Pek çoğu ara metabolizma enzimlerinin koenzimlerinin öncüsüdür. Toksik değildirler, çok az miktarda depolanırlar. Gereğinden fazla alındığında idrarla atılırlar. Bu yüzden sürekli diyetle alınmaları gerekir.

1- Tiamin (vit.B1) : Biolojik olarak aktif formu tiamin pirofosfattır (TPP). Hata! Yer imi tanımlanmamış.-ketoasitlerin oksidatif dekarboksilasyonunda ve transketolaz reaksiyonlarında görev alır.

Piruvatın ve Hata! Yer imi tanımlanmamış.-ketoglutaratın oksidatif dekarboksilasyonu özellikle sinir sisteminde olmak üzere, pekçok hücrenin enerji metabolizmasında anahtar rol oynar. Tiamin eksikliğinde bu iki dehidrogenaz reaksiyonunun aktivitesi ile birlikte ATP üretimi azalır ve hücresel fonksiyonlar bozulur. Tanıda, eritrosit transketolaz aktivitesinin TPP eklenmesiyle artışı önemlidir.

 Beri-beri; İnfantil ve erişkin formu vardır. İnfantilde taşikardi, kusma, konvülsiyon ve tedavi edilmezse ölüm görülür. Erişkin tipte, cilt kuruluğu, irritabilite, kaslarda güç kaybı, düşünce bozuklıuğu ve progresif paralizi olur. İlerlerse kardiomegali ve kr.kalp yetmezliği gelişir.

Wernicke-Korsakoff sendromu: Gelişmiş ülkelerde tiamin eksikliği primer olarak kr. alkolizmle birlikte görülür ve diyetle yetersiz alıma veya barsaktan emilimin bozulmasına bağlıdır. Bazı alkoliklerde W-K sendromu gelişir, apati, hafıza kaybı ve göz kürelerinin ileri-geri hareketi ile karakterizedir.

Kaynakları, yağsız et, fasulye, fındık, balık ve tahıldır.

2- Riboflavin (vit.B2): Biolojik olarak aktif formları flavin mononükleotid (FMN) ve flavinadenindinükleotid (FAD) dir. Her ikisi de reversibl olarak 2 H+ atomu alabilir ve FMNH2 ile FADH2 oluşur. FMN ve FAD, bir substratın oksidasyonu veya redüksiyonunu katalizleyen flavoenzimlere sıkı bağlı olarak bulunur. Hata! Yer imi tanımlanmamış.-amino asit oksidaz, ksantin oksidaz, gliserol-3-P dehidrogenaz, süksinat dehid., açil coA dehid., piruvat dehid., Hata! Yer imi tanımlanmamış.-ketoglutarat dehid. ve NADH-dehid. reaksiyonlarında koenzim olarak görev yapar.

U.V. ışığı ile bozulur.

Eksikliği; Diğer vitamin eksiklikleriyle birlikte olur ama insanda önemli bir hastalığa yol açmaz. Eksiklik semptomları arasında, dematit, çeliozis ve glossit sayılabilir.

3- Niasin : Niasin veya nikotinik asit bir piridin türevidir. Biolojik olarak aktif koenzim formu NAD+ ve NADP+ dir. Nikotinamid de bir nikotinik a. türevidir. NAD ve NADP, oksidasyon-redüksiyon olaylarında, piridin halkasına bir hidrid iyonu alarak redükte olurlar (NADH ve NADPH).

İşlenmemiş tahıllar, süt ve et, karaciğerde bulunur. Az miktarda da triptofan metabolizmasından gelir.

Eksikliği; Pellegra meydana gelir. Cilt, g.i. trakt ve s.s.s. tutulur. 3D belirtisi olan dermatit, demans ve diare ortaya çıkar. Tedavi edilmezse ölümle sonuçlanabilir. B6 eksikliği, niasin eksikliğine de yol açabilir (izoniazid kullanımı ile) ve pellegra olabilir. Malign karsinoid sendromda, triptofan serotonin sentezi için kullanıldığından yine pellegra tablosu oluşur. Hartnup hast. da da benzer tablo görülür.

Niasin, tip IIb hiperlipoproteinemi tedavisinde de kullanılır. Adipoz dokuda lipolizi önler, serbest yağ a.leri azlır, karaciğerde triaçilgliserol sentezi azalır, dolayısıyla da VLDL ve LDL de azalır.

4- Biotin : Karboksilasyon reaksiyonlarında koenzim olarak aktive CO2 taşıyıcısıdır. Enzimlerin lizin bakiyelerine kovalen olarak bağlanır. Hemen tüm gıdalarda, özellikle karaciğer, süt ve yumurta sarısında bulunur. Diyetle yeteri kadar alınır.

Eksikliği: Diyetin yanı sıra, intestinal bakterilerce de sağlandığından eksikliği pek görülmez. Diyete çiğ yumurta akının eklenmesi eksikliğe yol açabilir, dermatit, glossit, iştahsızlık ve bulantı olur. Çiğ yumurtada bir glikoprotein olan avidin bulunur, biotine sıkı bağlanarak barsaktan emilimini engeller.

5- Pantotenik asit : coA’nın bileşenidir. coA açil gruplarını aktive tiyol esterleri halinde taşıyan bir tiyol grubu içerir. Pantotenik a. yağ asidi sentetaz, piruvat dehid. ve Hata! Yer imi tanımlanmamış.-ketoglutarat dehid.ın da bir bileşenidir. Yumurta, karaciğer ve mayada bulunur. İnsanda eksikliği pek görülmez.

PROFİRİNLER VE HEMOPROTEİNLER

                                                                              PORFİRİNLER VE HEMOPROTEİNLER

Porfirinler, Metal iyonlarını, sıklıkla Fe+2 veya Fe+3’ü bağlayan siklik bileşiklerdir. İnsanlarda en sık görülen metalloporfirin hemdir. Hem, hemoglobin, miyoglobin, sitokromlar, triptofan pirolaz ve katalazın prostetik grubudur. Hemoproteinlerin yapım ve yıkımı ile birlikte, ilgili porfirinler aynı anda sentezlenir ve yıkılır, bağlı demir iyonları da bu döngüye katılır. Hemoglobinin porfirin bileşeninin yapım ve yıkımı, vücudun azot dengesinde miktar olarak önemli yer tutar.

                 A)        Porfirinlerin Yapısı  :  Porfirinler, 4 tane pirrol halkasının metenil köprüleriyle bağlanmasıyla meydana gelen siklik moleküllerdir. Bu pirrol halkalarına farklı yan zincirler bağlanabilir, ör : üroporfirin, asetat ve propiyonat yan zincirleri taşır. Porfirinler, bu yan zincirlerine göre isimlendirilir ve sınıflandırılırlar.

Porfirin prekursoları, kimyasal olarak redükte form olan porfirinojenler şeklinde bulunurlar. Porfirinler renkli iken, porfirinojenler renksizdir.

Porfirinin sentez yolunun son ürünü hemdir. Hem, protoporfirin IX (ip III)’un tetrapirrol halkasının merkezinde bir ferröz (Fe+2) demir atamundan meydana gelir.

 B)        Porfirin Biyosentezi  :  Hem biosentezi başlıca karaciğer ve kemik iliğinin eritrosit üreten hücrelerinde meydana gelmektedir. İlk reaksiyon ile son üç reaksiyon mitokondride olurken, ara basamaklar sitozoldedir. Olgun eritrositlerde mitokondri olmadığından hem sentezi olası değildir.

Glisin + Süksilin COA

CO2

COA         -Aminoleuulinat sentez

-Aminolevülinik asit (ALA) (2 molekül ALA kondense olur)

2H2O     Ala dehidrataz

Porfobilinojen (4 molekül kondense olur)

4NH4   Üroporfirinojen I sentenaz

Üroprofirinojen III kosentetaz

Üroporfirinojen III

4CO2  dekarboksilaz

Koproporfirinojen III

2CO2    Oksidaz

Protoporfirinojen IX

Oksidaz

Protoporfinin IX

Fe+2

Ferroselataz

2H+

Hem

(Fe Protoporfinin IX)

 

1)         ALA Oluşumu; Porfirin molekülündeki tüm karbon ve azot atomları glisin ve süksinil COA’den sağlanır. Bu reaksiyonda koenzim olarak pridoksal fosfat kullanılır ve porfirin biosentezindeki hız kısıtlayıcı basamaktır. Hemdeki Fe+2’nin Fe+3’e okside olmasıyla oluşan hemin, ALA sentezi inhibe eder. Fenobarbital gibi ilaçların çok miktarda alınması, hepatik ALA sentez aktivitesini arttırır. Bu ilaçlar, mikrozomal sitokrom P450 mono-oksijenaz sistemi ile metabolize olduklarından, sitokrom P450 sentezi artar. Bu da hem tüketimini arttırır.

 

2)         Porfobilinojenin Oluşumu; İki tane ALA molekülünün dehidrasyonu ile olur. Ağır metal iyonları enzimi inhibe eder. Bu olay kurşun zehirlenmesinde görülen ALA artışı ve anemiden kısmen sorumludur.

 

3)         Üropofirinojen Oluşumu; 4 molekül porfobilinojen kondense olur. Halka kapanması ve izomerizasyon ile üroporfirinojen III meydana gelir.

 

4)         Hem Oluşumu; bir seri dekarboksilasyon ve oksidasyonla üroporfirinojen III, heme çevrilir.

 

C)        Porfiriyalar: Hem sentezindeki genetik, nadiren de akkiz defektler sonucnuda, porfirin veya porfirinin prekursorlarının birikimi ve atılımlarının artması ile karakterize hastalıklardır. Porfiriyalar, enzim defektinin eritrositlerde veya karaciğerlerde olmasına göre eritropoietik veya hepatik olabilir. Otozomal resesif olan konjenital eritopoietik porfiriya dışında, diğerleri otozomal dominant bozukluklardır.

 

1)         Akut İntermitten Porfiriya; Üroporfirinojen I sentetaz defekti vardır. Hepatik bir porfiriyadır. İdrarda Porfobilinojen ve    -amino levulinik asit birikir. Işıkta ve havayla temas edince idrar koyulaşır. Hastalar fotosensitif değildir. Nörolojik semptomlar ve akut karın ağrısı vardır.

 

2)         Konjenital Eritropoietik Porfiriya; ender görülür. Üroporfirinojen III kosentetaz defekti nedeniyle olur. İdrarda üroporfirinojen I ve koproporfirinojen I birikir ve atılır. Fotosensitivite, hemolitik anemi ve cilt lezyonları vardır.

NÜKLEOTİD METABOLİZMASI

                         Nükleotidlerin Yapısı:

Nükleotidler bir azotlu baz, bir pentoz monosakkarid ve 1-3 fosfat grubundan meydana gelir. Azotlu bazlar iki gruptur; pürinler ve primidinler.

Hem DNA hem RNA’daki pürin bazları aynıdır, adenin ve guanin. Primidin olarak ikisinde de sitozin bulunur, ama DNA’da timin bulunurken, RNA’da bunun yerine urasil vardır. Olağan dışı bazlar ise sadece bazı tip DNA ve RNA’larda bulunur, ör: virus DNA’sı veya t-RNA. ör: pseudourasil.

Bir baza bir pentoz şekerin eklenmesiyle bir nükleozid oluşur. A, G, S, T ve U’in ribonükleozidlerine adenozin, guanozin, sitidin, timidin ve üridin denir. Şeker 2-deoksiriboz ise bir deoksiribonükleozid oluşur, ör: deoksiadenozin. Primidin bazlarındaki atomlar 1-6, pürindekiler 1-9 arasında numaralandırılır. Pentozdaki karbonlar ise 1′-5′ şeklinde sıralanır.

 

                   De novo Pürin Nükleotid Sentezi:

Pürin halkasındaki atomlar çeşitli bileşikler tarafından sağlanır. A.a.ler (aspartik a.,glisin, glutamin), CO2 ve 2 tane tetrahidrofolat türevi (N10-formil-tetrahidrofolat). Pürin halkası, önceden varolan bir riboz-5-P’a, bu maddelerden verilen C ve N’ların bir dizi reaksiyonla  eklenmesiyle oluşturulur.

– 5-fosforibozil-1-pirofosfat sentezi: PRPP, ATP ve riboz-5-P’tan sentezlenir. Enzim riboz fosfat pirofosfokinaz (PRPP sentetaz)dır. Pi ile aktive, pürin nükleozid di ve trifosfatlarla da inhibe edilir. PRPP’nin şeker bakiyesi ribozdur. Nükleotid sentezi sırasında önce ribinükleotidler oluşur, sonradan redüklenerek deoksiribinükleotidlere çevrilirler. PRPP, primidin sentezi ve pürin ve primidin kurtarma reaksiyonlarında, nükleotid koenzim sentezinde de kullanılır.

– 5′-fosforibozilamin sentezi: 5′-fosforibozilamin PRPP ve glutaminden sentezlenir. Glutaminin amid grubu, PRPP’nin 1. C’na bağlı pirofosfatın yerine geçer. Enzim, glutamin:fosforibozil pirofosfat amidotransferazdır. Pürin 5′-nükleotidler AMP, GMP ve IMP (son ürün) ile inhibe edilir. Pürin nükleotid  biosentezinde hız kısıtlayıcı basamaktır. Reaksiyonun hızı, hücreiçi substrat konsantrasyonlarıyla da kontrol edilir (glutamin ve daha etkilisi PRPP).

– IMP sentezi: IMP, diğer pürin nükleotidlerin öncüsüdür. Arka arkaya 9 reaksiyonla IMP sentezlenir. Toplam 4 ATP (+ ilk 2 ATP=6) harcanır.

 

                    Pürin Sentezi İnhibitörleri: Bazıları, hızlı çoğalan mikroorganizmaların büyümesini engeller, ör:sülfonamidler. Folik a.in yapısal analogları da ör:metotreksat, farmakolojik ajan olarak kullanılır. Nükleotid ve dolayısıyla DNA-RNA sentezini bozarak kanser yayılımını önlerler. Spesifik pürin inhibitörleri de kullanılır, bunlar insan dokularına çok toksiktir. Tümör hücreleriyle birlikte, hızlı çoğalan normal dokulara da toksik etki yaparlar, ör:kemik ilği, cilt, g.i.traktüs veya saç follikülleri gibi.

6-merkaptopürin; antitümöral bir ilaçtır, de novo pürin inhibitörüdür. Metaboliti olan 6-merkaptopürin ribonükleotid, IMP’nin, GMP ve AMP’ye dönüşümünü önler. Amidotransferaz üzerine de negatif feed back etkisi vardır. Ksantin oksidaz için de bir substrattır, 6-tiyoürik a. oluşur, inhibitördür. Allopürinolle birlikte verilmesi etkiyi güçlendirir. 6-tiyoguaninin de etkisi benzer ţekildedir. Azatioprin, 6-merkaptopürine katabolize olur, organ naklinde immünolojik reddi baskılamak için kullanılır. Adenin arabinozid; antiviral ve antitümöral bir ajandır. Trifosfat formuna metabolize olduktan sonra DNA polimerazı inhibe eder. Azaserin; pürin halkası oluşumunda glutaminin amid grubu transferini, N3 ve N9 eklenmesini inhibe eder. IMP’den GMP, ayrıca UTP’den CTP oluşumunu önler. Enzimleri irreversibl olarak inhibe eder ve klinik kullanım için çok toksiktir.

 

– IMP’nin AMP ve GMP’ye dönüşmesi: AMP sentezinde enerji kaynağı GTP, GMP sentezinde de ATP’dir. Her iki yolda da ilk reaksiyon son ürün tarafından inhibe edilir. Bu sayede, IMP, daha az miktarlarda bulunan pürinlerin sentezine yöneltilir. AMP ve GMP yeterli miktarlardaysa, de novo pürin sentezi, amidotransferaz basamağında inhibe edilir. AMP sentezinde 1, GMP sentezinde 2 yüksek enerjili fosfat harcanır.

LİPİDLER

                   Diyetle Alınan Lipidlerin Metabolizması :

Lipidler, hidrofobik organik moleküllerden oluşan heterojen bir grup bileşiktir. Sulu ortamda çözünür olmadıklarından, vücut lipidleri ya kompartmanlar içinde (membran lipidleri ve adipozitlerdeki trigliserid damlacıkları) olarak bulunur, ya da plazmada lipoprotein şeklinde proteinle birleştirilerek taşınırlar.

                 Sindirim, Emilim, Sekresyon ve Kullanım :

Diyetteki yağların %90’dan fazlası triaçilgliseroldür. Geri kalanı da kolesterol, kolesterol esteri, fosfolipidler ve serbest yağ asitleridir. Bir esensiyal yağ asiti olan linoleik asit de az miktarlarda diyetle alınmaktadır.

                  Lipidlerin sindirimi:

 Mide: Lipid sindirimi midede başlar. Dilin arkasında bulunan bezlerden köken aldığı düşünülen bir aside dayanıklı lipaz (lingual lipaz) sindirimi başlatır. Ancak henüz emülsifikasyon olamadığından sindirim yavaştır. Kısa ve orta zincirli yağ a. içeren triaçilgliseroller ise ayrı bir gastrik lipaz ile yıkılırlar. Bu enzim nötral pH’da çalıştığından özellikle bebeklerde etkilidir, sütteki lipidlerin sindirimini sağlar. Erişkinde genel olarak, diyet lipidlerinin ağız veya midede pek değişikliğe uğramadan barsağa geçtiği söylenir.

İnce Barsak : Duodenumda emülsifikasyon olur. Emülsifikasyon lipid damlacıklarının yüzey alanını arttırarak, sindirim enzimlerinin daha kolay etki etmelerini sağlar. Emülsifikasyon iki mekanizma ile sağlanır: 1) Safra tuzlarının deterjan etkisi  2) Peristaltizme bağlı mekanik karıştırma.

Safra tuzları kolesterol türevidir ve bir sterol halkasına eklenmiş bir glisin veya taurin molekülünden oluşur. Bu emülsifiye edici ajanlar, hem lipid partikülleri hem de bunları çevreleyen sıvı ortamla etkileşime girer ve partiküller küçüldükçe onları stabilize ederek kümeleşmelerini önlerler.

Barsaktaki sindirim sekresyonları hormonlar tarafından kontrol edilen pankreatik enzimler tarafından sağlanır. Barsağa giren lipidler ve kısmen sindirilmiş proteinlere yanıt olarak, jejunum ve alt duodenumdaki mukoza hücreleri bir peptid hormon olan kolesistokinin (pankreozimin) salgılarlar. Bu hormon safra kesesinden safra ve pankreasın ekzokrin hücrelerinden zimojen granüller salınmasına yol açar. Gastrik motiliteyi de azaltır.

Gastrik HCl’in barsağa gelmesi de, barsak hücrelerinden sekretin salgısına yol açar. Sekretin pankreastan bikarbonattan zengin sıvı salgılanmasını sağlayarak, barsak içeriğinin pH’sını nötralize eder ve enzimler için uygun pH sağlar.

Triaçilgliserol yıkılımı:  Barsak mukoza hücreleri tarafından emilemeyecek kadar büyük moleküllerdir. Bir esteraz olan pankreatik lipazın etkisiyle 1. ve 3. karbonlardaki yağ a.leri ayrılır ve 2-monoaçilgliserol ve serbest yağ a.lerinden oluşan bir karışım elde edilir. Pankreastan salınan bir protein olan kolipaz ise bu lipazı stabilize eder.

Kolesteril ester yıkılımı: Pankretik kolesteril ester hidrolaz (kolesterol hidrolaz) ile serbest kolesterol + serbest yağ a.leri ortaya çıkar.

Fosfolipid yıkılımı: Fosfolipaz A2, fosfolipidin 2. karbonundaki yağ a.ni ayırır, lizofosfolipid + serbest yağ a. ortaya çıkar. 1. karbondaki yağ a.i ise lizofosfolipaz tarafından ayrılır ve bir gliserilfosforilbaz kalır.

               Lipidlerin İntestinal Mukozal Hücrelerce Emilimi: Jejunumda lipid yıkılımının başlıca ürünleri serbest yağ a.leri, serbest kolesterol ve 2-monoaçilgliseroldür. Bunlar safra tuzları ile birleşerek misel oluştururlar. Lipid emiliminin primer yeri barsak mukoza hücrelerinin fırçamsı kenar membranlarıdır. Miseller buradan bir sıvı tabakasını geçerek emilirler. Kısa ve orta zincirli yağ a.leri ise misel oluţturmadan direkt emilirler.

                  İntestinal Mukoza Hücrelerinde Triaçilgliserol ve Kolesterol Esterlerinin Yeniden Sentezi: Yağ a.leri yağ açil coA sentetaz ile aktive edilirler. Mukoza hücrelerince emilen 2-monoaçilgliseroller, yağ açil coA türevleri ile birleştirilerek triaçilgliserole çevrilirler. Enzim bir açil transferaz ailesidir.