Skip to main content

ENDOKRİNOLOJİ

HİPOFİZ BEZİ

Hipofiz bezi yaklaşık 1 gram ağırlığında küçük bir bezdir ve pitüiter sapla hipotalamusa bağlıdır. Bez anterior ve posterior olmak üzere iki farklı kısımdan oluşmuştur. Her iki bölümün hem embriyojenik orijinleri hem de hormonal fonksiyonları farklıdır.

Anterior Lob: Adenohipofiz olarak da adlandırılan bu lop primitif oral kavitenin divertikülinden köken alır. (Ratke kesesi). Arka hipofiz ise hipotalamusun bir uzantısından gelişir. Ön hipofiz hücreleri oral epitelden köken aldığı için hücreleri epitele benzerken, arka hipofiz sinir dokusundan köken aldığı için bu lopta çok sayıda glia tipinde hücre bulunur.

Hipotalamik polipeptidler median eminensden geçerek hipofizin portal dolaşımıyla anterior loba ulaşırlar. Anterior lobdan;

 

  1. Büyüme hormonu (BH)

 

  1. Tiroid stimule edici hormon (TSH)

 

  1. Adrenokortikotiropin (ACTH)

 

  1. Prolaktin

 

  1. Follikül stimule edici hormon (FSH)

 

  1. Lüteinleştirici hormon (LH) salgılanır.

 

Hipofiz hastalıkları çocuklarda genellikle bu hormonların eksikliği sonucu görülür. Çocukluk çağında sadece, nadiren BH ve prolaktinin hipersekresyonu ile karşılaşılır. Anterior hipofiz hücreleri intrasellüler granüllerinin boyanmasına bağlı olarak asidofilik, bazofilik ve kromofob hücreler olarak üçe ayrılırlar. Anterior hipofizde bu özelliklerine göre ayrılan ve birbirinden farklı hormonların salındığı 5 çeşit hücre bulunur.

 

  1. Somatotroplar: Bu hücreler BH sekrete eden ve asidofilik boyanan hücreler olup anterior hipofizin %50’sini oluştururlar. Granül boyutu en büyük olan hücrelerdir.

 

  1. Laktotroplar: Prolaktin sekrete eden ve asidofilik boyanan hücrelerdir. Bu hücreler hamilelikte yüksek östrojen düzeyleri nedeniyle büyürler.

 

  1. Tirotroplar: TSH sekrete eden bu hücreler hipofizde en az yer kaplayan ve en küçük granüllere sahip olan hücrelerdir. Bu hücreler bazofilik boyanırlar.

 

  1. Kortikotroplar: ACTH ve diğer peptidleri (lipotiropinler ve endorfin) sekrete eden bu hücreler bazofilik boyanırlar.

 

 

  1. Gonadotroplar: LH ve FSH sekrete eden bu hücreler bazofilik boyanırlar. Bu hücreler Kleinfelter ve Turner sendromunda hipertrofiye olurlar.

 

Hipofizin hemen hemen tüm salgısı hipotalamustan gelen ya hormonal ya da sinirsel uyarılarla kontrol edilir. Posterior hipofizin salgısı hipotalamustan kaynaklanan ve arka hipofizde sonlanan sinir uyarılarıyla kontrol edilir. Anterior hipofizin salgısı ise hipotalamustan salgılanan, daha sonra da hipotalamik-hipofizer portal damarlar denen çok ince kan damarlarıyla ön hipofize iletilen bir takım uyarıcı ve inhibe edici hormonlar tarafından kontrol edilir. Bunlar:

GRH: Somatotrop hücrelerden BH salınımını uyarır. Hormonun yarı ömrü uzun olup yapısı sekretin, gastrin ve VIP gibi bazı intestinal peptidlere çok benzer.

Somatostatin: Bu hormon TSH ve BH’nu inhibe eder. Hormon sadece hipotalamusta değil aynı zamanda pankreasın D hücrelerinde, GIS mukozasında ve tiroidin c hücrelerinde bulunur. Somatotropin ayrıca insülin, glukagon, gastrin salınımını inhibe eder. Hormon BH ve IGF-I düzeyleri arttığında ise daha fazla salınır.

 

Dopamin: Bu hormon prolaktin sekresyonunu inhibe eder. Prolaktin diğer hipofizer hormonlardan farklı olarak hipotalamus tarafından uyarılmaz tersine inhibe edilir. Bu nedenle hipotalamo-pituiter lezyonlarda prolaktin salınımı artar. Ayrıca, streste, meme başı stimulasyonuyla ve uykuda prolaktin salınımı artar.

Tirotropin sekrete ettiren hormon: (TRH) Asıl olarak TSH’yı ve prolaktini uyarır.

Kortikotiropin sekrete ettiren hormon (CRH): Bu hormon ACTH sekresyonuna neden olur ve yarı ömrü 60 dakika kadardır. ADH ve Anjiotensin II ACTH’nın bu hormon tarafından salınımına neden olur. Buna karşın oksitosin CRH yoluyla ACTH salınımını engeller.

Gonodotropin sekrete ettirici hormon: (Gn RH) Bu hormon hem FSH hem de LH’ın salınımını uyarır.

Hipofizin arka lobundan sadece 2 hormon salgılanır. Bunlar hipotalamusta sentezlendikten sonra nöronal terminaller ile hipofiz arka lobuna getirilirler. Arginin-Vazopressin (ADH) ve oksitosin bu iki hormondur. Hormonlar oktapeptid olup sadece iki aminoasitleri birbirinden farklıdır.

BÜYÜME VE GELİŞME

Büyüme ve gelişme dokuların oluşumu, gövdenin büyümesi, kas gücü ve kontrolünde progresif artış, sosyal ilişki, düşünce, dil gelişimi ve kişiliğin oluşması gibi birçok olayı içeren bir süreçtir. Büyüme terimi daha çok vücudun boyutlarında, gelişme terimi ise fonksiyonlarındaki ilerlemeyi anlatır. Büyüme genetik ve çevresel faktörler tarafından etkilenir. Çevresel faktörlerden en önemlisi beslenmedir. Enfeksiyonlar da büyümeyi önemli ölçüde etkiler.

Çocukluk Dönemleri

Embriyonel                   0 – 12 hafta                           Prenatal

Fetal                            10 hafta – doğum                  dönem

Yenidoğan                   0 – 4 hafta

Süt çocukluğu              1 – 12 ay

Oyun çocukluğu           1 – 3 yaş

Okul öncesi dönem       4 – 5 yaş                               Postnatal

Okul çocukluğu            6 – 12 yaş                               dönem

Puberte Kızlarda           10 – 18 yaş

Erkeklerde       12 – 20 yaş

Büyümenin izlenmesi doğumdan başlayarak çocukluk boyunca büyüme ve gelişmenin belirli aralıklarla değerlendirilmesi olarak tanımlanır. Normalden sapmanın olduğu durumlarda erken tanı çok önemlidir. Tedavi daha kolay ve ekonomik olur.

Büyüme değişik dönemlerde ve değişik organlarda farklı hızdadır. Büyüme ve gelişme intrauterin dönemde en fazladır.  3 – 9 yaş arası sabitleşir ve ergenlikte tekrar hızlanır. Kalp, karaciğer, böbrek gibi organların büyümesi de bu tempoya uyar. Bazı sistemler kendine özgü tempo gösterir. En önemli örneği beyindir, en erken ve en hızlı gelişen organdır. SSS gelişimi %90’ı 6. yaşta tamamlanır. Oysa 6. yaşta boy erişkinin % 70 kadarıdır.

 

Büyümeyi değerlendirmede kullanılan parametreler

Yaşa göre vücut ağırlığı, yaşa göre boy uzunluğu ve bunların artış temposu (büyüme hızı) çocuğun sağlık durumunun önemli göstergeleridir. Bunlara ek olarak, boy kısalıklarının ayrımında kemik olgunlaşma durumunun saptanması, oturma yüksekliği/boy oranının hesaplanması, beslenme bozukluğu kuşkusunda vücut kitle indeksinin (BMI) hesaplanması tanıda yol gösterir.  Bu ölçümler normal persentil değerleri ile karşılaştırılıp, normalden sapma olup olmadığı gözlenir.

Vücut Ağırlığı

Ağırlık ölçümü çıplak durumda yapılır. Yenidoğan ağırlığı 3000-3500 g arasındadır (2.5 – 4.4 kg). Yenidoğan doğumu takriben ilk günlerde % 5-10 arasında ağırlık kaybeder. Bu fizyolojik tartı kaybıdır. Doğum ağırlığına dönüş 7-10 gün arasında olur. Bundan sonraki ilk 6 ay içinde 20-30 g/gün  (150-200 g/hafta), 6-12 aylar arasında 15-20 g/gün (100-150 g/hafta) kilo alır. 12 – 24 ay arası haftada ortalama 50 g alır. 2 yaş-puberte arasında yılda toplam 2-2.5 kg kilo alır. Çocuk beş aylıkken doğum ağırlığının iki katına, 12. ayda 3 katına, iki yaşında dört katına ulaşır.

Yaşa göre ağırlık; Aynı yaştaki sağlıklı ve büyümesi normal olan bir çocuğun ağırlığı ile karşılaştırılır. Buna göre çocuğun ağırlığı normal değerin % 90-110’u arasında ise normal, % 75-89’u arasında hafif (birinci dereceden), % 60-74 arasında ise orta (ikinci dereceden), % 60’ın altı üçüncü dereceden malnütrisyonu gösterir.

Ağırlık % 110-120 arası fazla kilolu çocuk % 120’nin üzeri obez (şişman) çocuk sınıflandırmasına girer.

Boya göre ağırlık:  Ölçülen vücut ağırlığı aynı boydaki sağlıklı, büyümesi normal olan bir çocuğun ağırlığı ile karşılaştırılır.

Yaşlara göre yaklaşık ortalama ağırlık formülleri

 

                         yaş (ay) + 9

3 – 12 ay                              

           2

 

1 – 6 yaş           yaş (yıl) x 2 + 8

 

                        yaş (yıl) x 7 – 5

7 – 12 yaş                               

2

Düşük doğum tartısı ve kilo alamama nedenleri

Beslenme yetersizliği

İlgi eksikliği

Enfeksiyon hastalıkları

Kronik ishaller

Çeşitli kronik hastalıklar

 

Boy: Fetal dönem dışında ilk iki yaş boy uzamasının en fazla olduğu dönemdir.  Yenidoğan bir bebeğin boyu ortalama 48 – 52 cm’dir Boy ölçümü ilk iki yılda yatar durumda, daha sonra ayakta ölçülür. İlk iki 3 aylık dönemlerde 8 cm, 3. ve 4.  üç ayda 4 cm uzar. Bir yaşında 24 – 28 cm uzayarak 75 cm’ e ulaşır. Yani normal bir çocuk doğum boyunun bir buçuk katına 1 yaşında ulaşır. Bir iki yaş arasında 10-12 cm uzar, 2-4 yaşları arasında yılda 7 cm, 4-12 yaşları arasında yılda 5-6 cm uzar. Böylece 4 yaşında doğum boyunun iki katına, 13 yaşında üç katına ulaşır.

 

İki yaşından sonra boy hesabı         Boy (cm) = (Yaş x 6 ) + 77

Baş çevresi: Ölçüm  oksiptal kemiğin en çıkıntılı noktasından, kulak üzerinden ve kaşların üzerinden geçen hattan yapılır. Baş çevresinin büyüme hızı beyin büyümesi ile doğru orantılıdır. Doğumdan sonra beyin büyüme hızının yüksek olması nedeniyle baş çevresi hızla artar. Yenidoğanın baş çevresi ortalama 35 cm’dır. Baş çevresi üçüncü ayda 40 cm, 6. Ayda 43 cm, 9.ayda 45 cm, 1 yaşında 46 cm’dir. 3 yaşında 50 cm’ye ulaşır. İlk bir yaşta baş çevresi hesabı için aşağıdaki formül kullanılır. 18. aydan sonra özel durumlar dışında baş çevresi ölçümü gerekli değildir. Doğumda başın boya oranı 1/4 dür, vücut büyümesi ön plana geçince bu oran 1/8 e iner. Yaşa göre normalin iki standart altı ve üstü değerler patolojiktir, bunlara makrosefali veya mikrosefali denir.

AŞILAR

Sağlık Hizmetlerinin en önemli ve yarar/maliyet oranı en yüksek alanlarından biri aşılama yoluyla enfeksiyon hastalıklarının önlenmesidir.

  • Aşılar canlı-atenüe ve ölü-inaktive aşılar olarak ayrılır. Atenüe aşılar inaktif aşılardan daha etkilidir. Bu aşılar humoral immünite ile birlikte hücresel immüniteyi de uyarırlar. Ancak bu aşıların özellikle immün yetmezliği olanlarda vahşi suşlarına dönüşüp enfeksiyon oluşturma riskleri vardır. Ölü aşılar çoğalmaz ve enfeksiyon oluşturmazlar. Ancak bu aşıların immünite süresi kısadır ve rapellere gereksinim gösterirler.
  • Aşıların çoğu vücuda enfeksiyonun giriş yeri gözönüne alınarak parenteral olarak verilir. Bunun tek istisnası oral polio aşısıdır.
  • Aşı molekülü ne kadar büyükse ve yapısı ne kadar karmaşıksa o kadar immünojendir.
  • İmmünojeniteyi etkileyen problemlerden birisi de 2 yaş altında infantların poliskkarit antijenlere yanıt alınamamasıdır. Bu durumda antijen bir taşıyıcı proteinle beraber verilmekte ve bu sorun çözümlenmektedir.
  • Primer bağışık yanıt: Bir aşı ilk kez yapıldığında latent dönemden sonra az miktarda antikor oluşturur Aşı sonrası oluşan ilk antikorlar IgM sınıfındandır, ardından IgG sınıfı antikorlar oluşur.
  • Sekonder bağışık yanıt: Aynı antijenle tekrar karşılaştığında ise daha kısa zamanda yoğun bir antikor yanıtı oluşur. Bunun nedeni allerjik bellek taşıyan hücrelerin varlığıdır. Bu antikorların çoğu IgG, az bir kısmı ise IgM sınıfındandır.
  • Etkili bir aşılamada iki aşı arasındaki ideal süre 1 aydır. İlk ve ikinci dozlar arasındaki süre 3, ikinci ve üçüncü aşılar arasındaki süre 6 aya uzatılabilir. Rapel 3. dozdan 6-24 ay sonra yapılabilir.
  • Aşının yapılması geciktiğinde programa kalındığı yerden devam edilmeli ve yeniden başlanmamalıdır. Bunun tersine önerilenden daha kısa sürelerle aşı yapılması aşının etkisini azaltır.
  • Aşıların, yapıldığı yerde lokal kızarıklık, ağrı gibi lokalize, immün yetmezliği olanlarda hastalığın disemine yayılımı, atopik kişilerde görülen allerjik reaksiyonlar ve nedeni bilinmeyen ama immünojenik mekanizmayla oluştuğu tahmin edilen artrit, trombositopeni (kızamıkçık), eritema multiforme, (yenidoğanda Hepatit B) demiyelizan SSS hastalığı (kuduz, kabakulak, kızamık) gibi yan etkileri vardır. Son zamanlarda ülkemizde de sık görülen aşılı kişilerde hastalığın nüks etmesidir. (kızamık) Bunun nedeninin soğuk zincirin kırılması olduğu düşünülmektedir.
  • Ağır hastalık, aynı aşıya daha önceden anaflaktik tipte reaksiyon, aşının içinde bulunan yumurta proteinine aşırı duyarlılıktır.
  • Gebelerde ve immün yetmezliği olanlarda zorunlu kalmadıkça canlı aşı verilmemelidir. Gebelere varisella, MMR ve BCG aşısının yapılması, AİDS’li hastalara ise oral polio, BCG ve varisella aşısının yapılması kesin kontrendikedir.
  • Gebelerde Difteri ve Tetanoz aşısı yapılabilir. Zorunlu hallerde İnfluenza, Hepatit B ve Polio, kolera aşısı yapılabilir.
  • Prematürelerde klinik olarak hasta stabilize olduğunda başlanmalı, kronolojik yaşı 2 ay olduğu zaman aşılanmalıdırlar.

           Aşılama için kesin kontrendikasyonlar

  • Ağır hastalık, aynı aşıya daha önceden anaflaktik tipte reaksiyon, aşının içinde bulunan yumurta proteinine aşırı duyarlılıktır.
  • Gebelerde ve immün yetmezliği olanlarda zorunlu kalmadıkça canlı aşı verilmemelidir. Gebelere varisella, MMR ve BCG aşısının yapılması, AİDS’li hastalara ise oral polio, BCG ve varisella aşısının yapılması kesin kontrendikedir.
  • Gebelerde Difteri ve Tetanoz aşısı yapılabilir. Zorunlu hallerde İnfluenza, Hepatit B ve Polio, kolera aşısı yapılabilir.
  • Prematürelerde klinik olarak hasta stabilize olduğunda başlanmalı, kronolojik yaşı 2 ay olduğu zaman aşılanmalıdırlar.

                        Aşılamada uygulanan yanlış kontrendikasyonlar

  • Sağlıklı bir çocukta hafif ateşli bir enfeksiyon veya ishal,
  • Prematürelik,
  • Antibiyotik alımı,
  • Annenin gebe olması,
  • Anne sütüyle beslenme,
  • Nonspesifik bir allerji öyküsü,
  • Penisillin allerjisi,

Boğmaca ve kızamık aşısı yapılacaklarda ailede konvülsiyon öyküsünün bulunması.